Cumhuriyet ile yaşıt TFF’nin ayakta kalabilmesi için gereken ilk ve en temel kural hiç şüphesiz: Kurumsal Güven.
Bugün Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) çatısı altında yaşananlar, bir yönetim zafiyeti veya “kötü yönetim” terimiyle açıklanamaz. Karşımızda, kurumsal süreçlerin, SOP’lerin (Standart Operasyon Prosedürleri) ve liyakatin tamamen rafa kaldırıldığı, “benim dediğim olur” kaba kuvvetiyle yürütülen mafyatik bir yönetim anlayışının iflası duruyor.
Hakemlerİ Kitleyen Akıldan, Futbolu Rehİn Alan Yapıya
İbrahim Hacıosmanoğlu’nun Türk futbolunun zirvesine oturduğu gün, bu tablonun habercisiydi. 2015 yılında Trabzonspor başkanlığı döneminde maçın hakemlerini soyunma odasına kilitleyip “Benim talimatımla kilitlendiler” açıklamasını yapan bir profilin, 9 yıl sonra tam da o maçın hakem ve gözlemcilerini görevden alacak güce erişmesi bir tesadüf değildir. Bu bir yönetim tarzı değil; kişisel rövanşların devlet ve kurum zırhı kullanılarak alınmasıdır.
Liyakatin yerini akraba ve yakın çevre atamalarının aldığı TFF yönetiminde, profesyonel karar mekanizmaları tamamen felç olmuştur. Bir kurumda kriz anında ne yapılacağı yönetmeliklerle değil, tek bir kişinin ruh haline göre belirleniyorsa; orada şirket veya federasyon yönetilmiyordur, mahalle kahvesi işletiliyordur.
Şİke Soruşturmaları ve Yasİn Kol Vakası: Güvenİn Sıfır Noktası
TFF’deki bu yozlaşmanın hakemlik müessesesine yansıması gecikmedi. Süper Lig hakemi Yasin Kol’un MASAK raporlarındaki açıklanamayan para hareketleri, şike ve teşvik suçlamalarıyla tutuklanarak cezaevine gönderilmesi, Türk futbolunun üzerine düşen en ağır gölgelerden biridir.
Eski MHK üyelerinin fişleme beyanları, maça atama kriterlerinin şeffaflıktan tamamen kopması ve her hafta bir başka skandalın patlaması karşısında TFF yönetimi ne yapıyor? İstifa eden yönetim kurulu üyelerine rağmen başkan, sorumluluk alıp hesap vermek yerine yurt dışı seyahatleriyle zaman kazanmaya çalışıyor.
Bir kurumun itibarını bitiren şey bütçe açığı değildir; inandırıcılığını tamamen kaybetmesidir. Bugün TFF’nin “adalet” başlığı altında söylediği hiçbir cümlenin kamuoyunda tek bir karşılığı kalmamıştır.
Kulüplerİ Ve Sermayeyİ Yakma Pahasına Keyfİlİk
Kurumsallıktan uzaklaşmanın faturası doğrudan kulüplerin bilançolarına kesiliyor. Kulüpler Birliği’nin oy birliğiyle talep ettiği esnek kadro ve yabancı kuralı düzenlemeleri, hiçbir mantıklı veri veya uzun vadeli strateji sunulmadan tek kalemde reddedildi.
Kulüpler, yürürlükteki kurala güvenerek imzaladıkları yabancı oyuncularla milyonlarca euro tazminat ödeyerek yollarını ayırmak zorunda kaldı. Önümüzdeki sezon kadroların daha da daraltılacak olması, yeni yayın ihalesi kapıdayken ve Türk futbolunun uluslararası pazarlama değerini yükseltmek gerekirken masada bu süreci yönetecek tek bir yetkin insan kaynağının dahi olmaması skandalın bir başka boyutudur.
Son Söz: Kaba Kuvvetle Oyun Yönetilmez
Bir sporu veya kurumu tehditlerle, baskıyla ve dayatmalarla bir süreliğine kontrol edebilirsiniz. Ancak o sporu izlenebilir, satılabilir ve itibar sahibi kılamazsınız.
TFF bugün kulüplere sadece para kaybettirmiyor; Türk futbolunun geleceğini, prestijini ve küresel marka değerini rehin alıyor. Gerçek kurumsallık gürleyip esmekle değil; öngörülebilir, adil ve şeffaf bir zemin inşa etmekle olur.
Türk futbolunun ihtiyacı olan şey yeni bir kural değişikliği değil; bu kaba kuvvet zihniyetinin Türk futbolunun yakasından düşmesidir.

Gökmen Kaya, marka yönetimi, medya ve kültürel strateji üzerine yazan bir editördür. Çalışmaları; spor, popüler kültür ve iş dünyasını marka perspektifiyle analiz etmeye odaklanır.
Reklam ve Marka İletişimi Yönetimi alanında yüksek lisans eğitimini sürdüren Kaya, PitchCulture’ın kurucusu ve yayın yönetmenidir. Analizlerinde tüketici davranışı, kriz iletişimi, içerik ekonomisi ve personal branding gibi alanları inceler.

